2017

04.08.2017 Hocam Burhan Alkar
(Vedat CAN)

Diyorlar ki 'Paris'ten bu yıl dönmüş, eğitimini orada tamamlamış.' Paris sözcüğü yetiyor bize. İnce, uzun boylu, kumral saçlı. Sırım gibi derler ya, öyle. Yıl altmış beş. Kendinden emin ve 'mesafe' çok ölçülü. Korku salıyor yüreğimize. Heyecan dolu, çoşkulu, azimli ve hırslı. 'Modelaj' dersi ile başladı, yetinmedi, işi 'heykele' taşıdı. Bahçeye taşıdı heykeli, Anadolu'ya taşıdı. Tuttu, Tayland'a taşıdı, geçende.

Bize bütünü algılamayı öğretti. 'bakarken görmeyi.' Atelye çalışmalarındaki sesizliği, çok sesli müzikle paylaşmayı. Doğru gözlem yapabilme ve bunu doğru ortaya koyabilme alışkanlığının kazandırılamsına yönelik çalışma ve uyhulamalarımız oldu çok çok.

Sanatsal çalışmalara başlangıç için ilk adımdı bunlar. Modelaj ve heykel çalışmaları için gerekli teknolojik bilgileri yaparak yaşayarak kazandırdı. Atelyede sabaha kadar çalışabilme şansı tanıdı hepimize. Atelyenin, cumartesi ve pazar günleri de dahil yirmi dört saat açık olması, öğrenim süresini çok çok katlıyordu bugüne göre. Yatılılığın verdiği çok önemli kazançtı bu. Son sınıftaki son heykelim, evimde salonun baş köşesinde kırk yıldır. Boyu kadar boyuma uygun bu heykel, o günlerin anısını sıcak tuttu bu güne kadar. Devlet Resim ve Heykel Sergisi'ne eser teslimi yaz aylarına rastladığı için öğrenci olmazdı okulda. Kamyonet kiralayıp onu, şimdiki Gazi Üniversitesi Resim ve Heykel Müzesi kapısına yanaştırır, başarılı öğrenci heykellerini, binanın en uzak köşesindeki atelyesinden taşıyıp yüklermiş. Kızılay'da, Zafer Çarşısı önünde indirdiği heykelleri Devlet Güzel Sanatlar Galerisine teslim için o çok basamaklı merdivenleri unutmamak gerek. Kaç heykel taşırdı her yıl, taşıyan bilir. İşte özverinin boyutu. Bu uygulamanın emekli oluncaya kadar sürdüğünü bölümün güvenilen ve sevilen hizmetlisi Hacı Abi'den dinlemiştim, aynı kuruma hoca olunca, yetmiş sekizde.

Yetmiş beş yılında okulumu görme şansım oldu. Heykellerle güller yarış halindeydi bahçede. Canım heykeller ne de güzel yakışmıştı anıt binamızın önüne. İmrenerek seyretmiştim. Bizim devremize göre nasıl da aşama yapmışlardı. Sevindim ama biraz da kıskandım. Bizi geçmişlerdi. Heykel patlamasıydı bu yaşanılan. Yurt genelinde de patlama başlamıştı ama bu terördü. Terör patlamasıydı. Okulu da bahçesini de kapsamış çok geçmeden. Çok şey yaşanmış bahçede. Düşen düşürülen gençlerle birlikte heykeller de düşmüş tek tek. Heykellerin de sayısı ve acısı artmış giderek. 'Bu işin tadı kalmamıştı.' Ve yetmiş yedi yılında hocam emekli olur erkenden. Henüz kırk yedi yaşında. Terörde kaybedilen sadece can değildi. Noktayı şöyle koyacaktı daha sonra, 'Ben mayamı çaldım, gözüm arkada ayrılmadım.'

Enerjik ve kabına sığmayan biz insan, bir sanatçı, en verimli döneminde evinin altındaki küçük atelye ve emanet niteliğindeki atelyelerle yetinemezdi. Ankara Ostim'deki atelye bunun için kurulur yetmiş sekizlerde. İç ve dış alan toplamı beş yüz metre kare, görkemli! Her ölçüde ve türde heykel çalışmasına uygun. Seramik fırınlarıyla, her tür metal döküm olanakları ile atılım başlamıştır. Eğitim amacıyla da gezilebilecek örnek bir konumda, duvarlar sadece rölyeflerin. Atelye her an çalışmalarla birlikte düzenli ve galeri görünümünde. Brhan Alkar Heykel Müzesi olarak ta yaşatılması gereken değerde birikim zenginliğine sahip, yüzümüzü ağartan bir durum ve konumda. Yurt dışına kadar ulaşan anıt heykelleri burada doğdu, anıtlaştı, sanatçısıyla birlikte. Sadece A.O.Ç.'deki o görkemli 'Tarımcı Atatürk Anıtı' bir sanatçıyı unutulmaz kılmaya yeterli diye düşünüyorum. Birbirine kenetlenmiş altı büyük figürün döküm işi ve uygulaması çok zor bir tekniğin ürünü olmalı. Seçilen yeri ve çevre mimarisi ile uyhulanan anıt, evrensel niteliklerde ve değerde.

'Az diyor bu anıtlar. Daha çok yapmalıyım. Zira anıt heykellerim yaşatıyor küçük heykellerimi. Yoksa atelyem sırtımda kambur! Seksek dokuz yılında T.M.O. Genel Müdürlüğü'nün yarışmasını kazanarak 'Hasat Sonu' Anıtı'nı gerçekleştirir. Anıttaki başarı, rüyasını da. T.M.O'nun himayesinde, Burhan Alkar önderliğinde Dr.Ahmet Özgüneş P lastik Sanatlar Merkesi resmen kurulur. Yalnız Ankara için değil, Türkiye için de örnek, özel bir sanat eğitimi merkeziydi oluşan. Resim derslerini Söbütay Özer, Sabri Akça, Erol Batırbek ve Vedat Can veriyordu. Baskı resim dersi İhsan Çakıcı'nın dı. Heykel dersini Burhan Alkar omuzladı, sırtladı. Bir seramik fırını ile güzelim bir metal döküm atelyesi kurdu ki, her ölçüde heykel, rölyef ve endüstri ürünlerinin bronz ve alüminyum dökümleri yapılabiliyordu. Değirmenin suyunu burası sağlıyor, kuruma da katkısı oluyortdu. Vitray dersini Hulusi Sezer, fotoğraf dersini Zeki Şahin'di yürütenler. Seramik dersi Seçil Külahçıoğlu ile Ahmet Ünal'ındı.

Özverili çalışma, sorunların paylaşımı- Köy Enstitülerindeki tempoyu yakalamıştı. Katılımcılar coşkuyu önderimizden kapmıştı. Çok önemli etkinlikler, sergiler oluştu. Ankara'da, çevre illerde çok ses getirdi. İki yüz civarındaki katılımcı bu gün seslerini duyurmaya çalışıyor. Ankara'da, aramızda. Kuruma adını veren genel müdür değişince, rüzgarın yönü de değişti. Sanat Merkezinin ön ismi sıkıntı mı yaratmıştı? Ve kapatıldı. 'Kısa bir süre sonra da Sanat Merkezi yerinde yoktu. Kül olmuştu.' Burhan Alkar'ın canlı anıtıydı kül olan, Gazi Eğitim ruhuydu orada yaşayan ve yaşatılan. Coşku ve inançtı orada tükenen ya da tüketilen, kül edilen!

Bu atelye, Ankata Ostim'de açılmış nilüfer Bahçesi, kadim uygarlıklardaki lotus çiçeği gibi. Yağmursuz toprak gibi gözlerle dolaştım çevresinde heykellerin. Erken dönem heykellerinin çarpıcı özelliği, sağlam anatomik yapısının kendini hissettirmesi ve ağır basmasıdır. Bunlardaki plastik ifade, heykel sanatının geçmişini çok iyi tanıma ve tadına varmanın sonucunu da sezdiren bir tavırdır. 'Geçmişi görmeyenin sabahı belirsizdir' düşüncesinin öne çıkardığı bir ifade biçimidir. Anıtlar olayı hatırlatmak zorundadır, kahramanını da tanıtmak. Bu nedenle anıt, sanatçının özgürlüğünü oldukça kısıtlar. Yine de kendi çoşkusunu ve malzemenin özelliğini görürüz bütünde, yüzeyde. Sadelik ve akıcı anlatım bütünde ve ayrıntıda onun parmak izi gibidir. Bağımsız heykelleri sanatçının simgeleridir. Ortak özellik, hepsinin de anıtsal etkide oluşlarıdır. Bu etkiyi sağlayan yorumlama sanatıdır, kompozisyondaki başarıdır. Erken dönem çalışmaları ile anıtlar, emin ve güzenli adımlarla yürüme ise, küçük heykeller, sanatçısının zinde ve güven dolu adımlarla koşmasıdır, bana göre. Çeşitli malzeme ile yaptığı sanatsal oyundur. Bir ömür boyu elde edilen birikim ve kazanımın maddede oyun olarak sergilenişidir. Bunu yaparken sevdiği tersine piramidal etkiyi unutmaz. Her türlü karşıtlık, anlatım gücünü arttıran ikilidir. Bu ikiliden güçlü bir birlik ve bütünlük oluşur ki; bu ikinin birliğidir, evrende olduğu gibi, yaşantımızdaki gibi. Bu birliği oluşturma çabasıdır sanatsal oyun. Neyi anlattığı değil, nasıl anlattığıdır o çalışmayı sanat eseri yapan. Bir objeyi tanımlamak hiç değil. Kırsalda çaldığı bir ıslık, yaktığı bir türküdür; 'Tırısa kalkmış bir metal!'

O, yaşantısında olduğu gibi, sanatında da hep özgürlükten ve özgünlükten yana ve de 'kendi yolunda gidendir...'

Burhan Alkar Heykel Atelyesi | 11. sokak No:61 Ostim ANKARA
Telefon: (0)312 354 1285 e-posta: burhanalkar@burhanalkar.net

 

ana sayfa | galeri | atelye | hakkinda | yazilar | iletişim

2012 Burhan Alkar Heykel Atelyesi / burhanalkar.net

ozzgo.net